Student asleep on a desk

Daha Fazla Uyku, DEHB’de Odaklanma ve Organize Olma Konusunda Gençlere Yardımcı Olabilir

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan gençler odaklanmalarına, planlama yapmalarına ve duygularını kontrol etmelerine yardımcı olmak için daha fazla uyuyabilirler.

DEHB, çocuk ve ergenler arasında en sık görülen nöro-davranışsal bozukluklardan biridir. DEHB olan insanlar genellikle odaklanma, dikkatlerini verme ve zaman yönetimi gibi yürütme işlevine katkıda bulunan beceriler konusunda sıkıntı yaşarlar. Gençlerde bu zorluklar akademik performans, sosyal beceriler ve duygusal gelişimi etkileyebilir. Önceki araştırmalar, uyku eksikliğinin normal olarak gelişmekte olan ergenlerde daha zayıf yürütme işlevine sebep olduğunu bulmuştur, ancak DEHB’li gençler henüz çalışılmamıştı.

Deney sırasında iki hafta boyunca 2 farklı uyku düzeni ve buna bağlı olarak yürütme fonksiyonları ölçümü yapıldı. İlk hafta gecelik 6.5 saat , ikinci hafta ise 9.5 saat uyumalarına izin verildi. Her haftanın sonunda gençlere en sık kullanılan yürütme fonksiyonu testlerinden olan BRIEF2 testi yapıldı. Bu test 18 yaşına kadar olan dönemde uygulanan ; çalışan bellek, planlama ve organizasyon, duygusal kontrol, başlangıç ve engelleme gibi yürütme işlev alanlarını değerlendiren bir testtir.

Testler, uzun uyunan haftaya kıyasla kısa uyunan hafta tüm değerlendirilen alanlarda önemli eksiklikler göstermiştir. Araştırmacılar artan uykunun DEHB’li gençlerde akademik, sosyal ve duygusal işlevleri anlamlı ölçüde olumlu etkileyebileceğine ve uykunun gelecekteki müdahaleler için önemli bir hedef olabileceğini vurgulamışlardır.

 

Kaynak

Devamını Oku
30 Ekim 2019

Çocuklar Aynı Anda Kaç Dil Öğrenebilir?

Çocukların dil öğreniminde yetişkinlerden çok daha iyi olduğunu biliyoruz. Peki çocukların öğrenebileceği dil sayısının bir sınırı var mıdır?

Çocuklar aynı anda kaç dil öğrenebilir? Ya da yeni bir dil öğrenmeye başlamadan önce bir dilde ustalaşmaları gerekiyor mu? Aynı anda iki veya daha fazla dil öğrenmeye çalışmak çocuklar için çok mu zorlayıcı olur?

 

Çocuklarını iki dilli veya daha çok dil öğreterek yetiştirmeyi düşünen ebeveynler genelde bu soruları sorarlar. Bunları cevaplamak çok kolay değil elbette ama çocukların aynı anda birden fazla dil öğrenebildiğini ve çift dilli olmanın onlara çok büyük yarar sağladığını biliyoruz.

 

Çocukların dil öğrenimi konusunda aile en önemli faktördür ve bütün aileler birbirinden farklıdır. Farklı dil kombinasyonları, farklı konumlar, farklı koşullar… Çocukların aynı anda kaç farklı dil öğrenebileceği ise bütün bu faktörlere bağlıdır. Aslında yukarıda sorduğumuz bütün soruların cevapları aileden aileye de değişir. Gelin birlikte farklı aile yapılarındaki dil öğrenme süreçlerini inceleyelim!

 

Ebeveynlerin konuştukları dil önemli!

Bir çocuğun kaç dil konuşabileceği öncelikle ailede konuşulan dillere bağlıdır. Çocuk zamanın çok büyük bir kısmını evde geçireceği için genellikle ailesinden duyduğu dilleri öncelikli olarak ve hızlı bir şekilde öğrenir.

 

Yaşadıkları toplumun dilini konuşan tek dilli ebeveynler için ise çocuklarına yeni diller öğretmek biraz daha zor olabilir. Bunun nedeni ise çocukların öğrenecekleri dillere daha az maruz kalmalarıdır. Her ne kadar zor olsa da yeteri kadar emek ve zamanla bu da başarılabilir. Çocuklarına aynı anda birden fazla dil öğretmek isteyen tek dilli ebeveynler, bu süreci kolaylaştırmak için farklı yöntemler deneyebilirler. Bu yöntemler arasında çocuğu çift dilli bir okula göndermek veya iki dil konuşabilen bir dadı tutmak sayılabilir.

 

Bütün ebeveynler içinde en şanslı gruplardan biri evde farklı bir dil konuşan gruptur. Bu tür ailelerde büyüyen çocuklar aynı anda iki dil öğrenmek için büyük bir fırsat yakalarlar. Bu çocuklar evlerinde ve okullarında aynı anda iki farklı dil öğrenebilir ve bu iki dilde de oldukça iyi seviyelere gelebilirler. Bu iki dile ek olarak, okullarında da üçüncü bir yabancı dil öğrenebilirler.

 

Her bir ebeveynin evde farklı bir dil kullanması durumunda çocuk aynı anda iki dile maruz kalarak büyür ve doğal olarak bu iki dili de öğrenebilir. Her iki ebeveyn de aynı dili konuşsa bile, birden fazla dil bilen bir ebeveyn çocuğuna ek bir dil öğretmek için yeterli olabilir.

Yurt dışında yaşayan ve her bir ebeveynin birçok dil bildiği aileler çocukların birden fazla yabancı dil öğrenerek büyümeleri için en iyi şansları olabilir. Örnek vermek gerekirse; ailedeki annenin ana dili Fransızca, babanın ana dili ise İtalyanca olsun. Bu ebeveynlerin anlaşabileceği ortak dil de İngilizce olursa, bu ailede büyüyen bir çocuk; evde konuşulan dil, annenin ana dili ve babanın ana dili olmak üzere üç dile de maruz kalabilir. Bu durumda bir de eğer bu aile, konuşulan dilin bu üç dilden farklı olduğu bir ülkede yaşıyorsa burada büyüyen çocuk bir de okulda ve gündelik hayatında dördüncü bir dile maruz kalabilir. Bu durum aileler ve çocuklar için az rastlanan bir durum olmasına karşın birçok farklı dil öğrenerek büyümek için zor bulunur bir fırsattır.

 

Çocuklar çift ya da daha fazla dilli olarak yetiştirilebilir. Ama bu durum hem çocuk için hem aile için zaman zaman farklı sorunlar ortaya çıkarabilir.

 

Peki aynı anda birden fazla dili öğrenerek büyüyen çocuklar ne gibi sorunlarla karşılaşabilirler?

Dil öğrenme süresinde en önemli olan iki faktör maruz kalma ve devamlılıktır. Eğer bir çocuk bir dile yeteri kadar maruz kalamazsa akıcı bir şekilde konuşmayı başaramayabilir. Eğer bir aile çocuğunu çift dilli yetiştirmeye karar verirse öncelikle çocuklarının bu dile yeteri kadar maruz kalacağından emin olmalıdır. Bunun yanında aileler, dil öğrenme süresinde çocuklarını kitaplar veya o dildeki çizgi filmler gibi farklı kaynaklarla desteklediklerinden de emin olmalıdırlar.

 

Eğer siz de çocuğunuzu farklı diller öğreterek büyütmek istiyorsanız öncelikle kendi ailenizi, konuştuğunuz dilleri ve diğer tüm faktörleri dikkatli bir şekilde düşünmelisiniz. Her ne kadar bazı şartlar çocuklarda dil öğrenimini zorlaştırsa da farklı diller bilmenin çocuklar üzerindeki sayısız faydasını bu konuda düşünürken hesaba katmanız size yardımcı olacaktır.

Devamını Oku
18 Eylül 2019

Müzik Enstrümanı Çalmak Beyinde Şölen Etkisi Yaratıyor

Anita Collins müzik enstrümanı çalmanın beynimizde nasıl bir etki bıraktığını anlatıyor.

Müzik dinlediğinizde beyninizin farklı bölgeleri birbirine bağlanıyor ve aktif hale geliyor. Enstrüman çaldığınız zaman ise durum tam olarak bir vücut-beden egzersizine dönüyor. Peki tam olarak beyinde neler gerçekleşiyor? Anita Collins videoda bu soruyu cevaplandırıyor ve enstrüman çalarken beyinde havai fişeklerin nasıl ortaya çıktığından ve bu durumun uzun süreli etkilerinden bahsediyor.

Şu anda bir enstrüman çalmıyorsanız da bu videoyu izledikten sonra bu doğrultuda bir isteğiniz oluşabilir. Hiçbir şey için geç değil!

Devamını Oku
17 Eylül 2019

Daha İyi Hissetmek İçin: Uykunuzun Kalitesini Artırın!

Basit birkaç tavsiyeyle daha iyi uyuyun, daha iyi hissedin!

Uyku, sağlıklı bir hayat için en önemli noktalardan biri. Öyle ki hem psikolojik hem de fiziksel sağlımızın üzerinde önemli etkilere sahip. Uyku düzeniniz normalinden farklı olabilir ya da az uyuduğunuz da kendinizi daha iyi hissediyor olabilirsiniz. Ama doğruluğu tartışılamayacak bir nokta var: İyi bir gece uykusu, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak kadar önemli.

Yapılan araştırmalar kötü bir uyku düzeninin, hormonlarınızdan beyin fonksiyonlarımızın çalışmasına kadar pek çok şeyi etkilediğini gösteriyor. Ayrıca hem yetişkinlerde hem çocuklarda kilo alma ve hasta olma ihtimalini de artırıyor. İyi bir uyku düzeni ise tam tersi şekilde sizi daha sağlıklı bir birey yapabilir. Son yıllarda hem uyku miktarında hem de kalitesinde ciddi miktarda düşüş olduğu görülüyor. Hayatınızı daha iyi bir hale getirmek, kilo vermek, sağlık problemlerinden kurtulmak… Uyku kalitenizi attırmak için pek çok sebebiniz olabilir. Önemli nokta ise bunu nasıl başaracağınızdır.

Gelin uykunuzun kalitesini artırmak için uygulaması çok kolay, etkisi çok büyük olan tavsiyelere göz atalım.

Gün içinde parlak ışığa maruz kalma oranınızı artırın!

Vücudumuzun sirkadiyen ritmi olarak da bilinen doğal bir saati vardır. Bu ritm; beynimizi, hormonlarımızı, tüm vücudumuzu etkiler. Uyanık kalmamızı sağlar ve uyku vakti geldiğinde vücudumuzu uyarır. Gün içinde aldığımız güneş ışığı ya da parlak ışık vücudumuzun sirkadiyen ritmimizin sağlıklı kalmasını söyler. Bu şekilde gün içindeki enerjimiz ve uykumuzun kalitesi yükselir. Özellikle uykusuzluk sorunu yaşayan insanlarda, gündüz parlak ışığa maruz kalma süresi artıkça uykuya dalma süresinin azaldığı görülmüştür.

Gün içinde parlak ışığa maruz kalma oranınızı artırın!

Vücudumuzun sirkadiyen ritmi olarak da bilinen doğal bir saati vardır. Bu ritm; beynimizi, hormonlarımızı, tüm vücudumuzu etkiler. Uyanık kalmamızı sağlar ve uyku vakti geldiğinde vücudumuzu uyarır. Gün içinde aldığımız güneş ışığı ya da parlak ışık vücudumuzun sirkadiyen ritmimizin sağlıklı kalmasını söyler. Bu şekilde gün içindeki enerjimiz ve uykumuzun kalitesi yükselir. Özellikle uykusuzluk sorunu yaşayan insanlarda, gündüz parlak ışığa maruz kalma süresi artıkça uykuya dalma süresinin azaldığı görülmüştür.

Akşamüstünden sonra mavi ışığa maruz kalma sürenizi azaltın!

Gün içinde ışığa maruz kalmak pek çok açıdan bize fayda sağlıyor ama diğer yandan akşamüstünden sonra maruz kalınan ışık pek çok dezavantaja sahip. Eğer akşamüstünden sonra hala çok fazla parlak ışığa maruz kalırsanız beyniniz hala gündüz olduğunu düşünüyor. Ayrıca bu ışık, derin bir uykuya dalmamıza ve rahatlamamıza yardım eden melatonin hormonun oranını da azaltıyor. Özellikle elektronik cihazlardan gelen mavi ışık bu noktada sizin için en zararlı ışık olabilir. Akşamüstünden sonra mavi ışıktan korunmak için elektronik aletlerden olabildiğinde uzak kalabilir ya da en kötü ihtimalle cihazlarınızı gece modunda kalabilirsiniz.

Düzensiz veya uzun gün içi kestirmelerinizi azaltın!

Her ne kadar gün içindeki kısa kestirmelerin yararları olsa da çok uzun veya düzensiz olan kestirmeleriniz uykunuzu olumsuz etkileyebilir. Gündüz uyumak vücudunuzun saat algısını değiştirebilir ve bu da gece uyumanızı engeller. Yapılan bir çalışmada belirli bir grup insana gün içinde uyumaları için izin verilmiş ve bu uykunun onları sonraki gün boyunca daha yorgun bir hale getirdiği tespit edilmiş. Bu konuda dikkat edilmesi gereken nokta ise uyku süresi. 30 dakika ve daha az uykular beyin fonksiyonlarının gelişmesine yardımcı olurken daha uzun uykular uyku kalitenizi olumsuz etkiliyor.

 

Düzenli bir uyku zinciri oluşturmayı deneyin!

Vücudumuzun gün doğumu ve batımı arasında düzenli olarak çalışan belirli bir saati vardır. Uyuma ve uyanma sürelerinizin tutarlı olması bu saatin doğru çalışmasına yardım eder ve uyku veriminizi artırır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre hafta sonu geç uyuyarak uyku düzenlerini bozan katılımcıların gün içinde kendilerini daha yorgun hissettikleri gözlemlendi. Bunu sağlamak için belirli bir süre alarm kurmayı deneyebilirsiniz. Bir süre sonra alarmsız da uyanabileceğinizi göreceksiniz.

 

Yatak odanızda değişiklikler yapın!

Yatak odanızın çevresi ve mobilyalarınızın duruşu uykunuzun kalitesini etkileyebilir. Odanızın sıcaklığı, ses, dışarıdan gelen ışıklar… Pek çok araştırma sonucu; dışardan gelen trafik seslerinin, uykunun kalitesini ciddi derecede azalttığını gösteriyor. Dışarıdan gelen sesleri azaltıp doğru ışığı ayarladığınızda çok daha kaliteli bir uykuya sahip olacağınıza emin olabilirsiniz.

Yatak odanızın sıcaklığı sandığınızdan daha önemli!

Vücut ve uyuduğunuz odanın sıcaklığı uykunuzun kalitesini artırmada sandığınızdan çok daha önemli. Özellikle tatile gittiğiniz zamanları düşünürseniz oda sıcaklığının yüksek olduğu bir ortamda uyumamın çok daha zor olduğunu anlayabilirsiniz. Uygun sıcaklık her insan için farklılık gösterebilir ama çoğu kişi için uygun sıcaklık 20 °C.

Günlük egzersiz yapın ama uyumadan hemen önce değil!

Egzersiz yapmak uykunuzun kalitesini artırmak için uygulanabilecek en iyi yöntemlerden biri. Düzenli yapılan egzersizler pek çok açıdan uykunuzun kalitesini artırırken uykusuzluk semptomlarını da azaltır. Yetişkinlerle yapılan çalışma düzenli egzersiziniz uykuya dalma süresini neredeyse yarı yarıya azalttığını ve 41 dk fazladan uyku sağladığını göstermiştir. Gün içinde yapılan egzersizler uyku kalitesini artırmasına karşın uyumaya yakın yapılan egzersizler uyku problemleri yaşamanıza neden olabilir. Egzersiz yapmak, adrenalin ve epinefrin gibi uyanıklığınızı artıran hormonların salgılanmasına neden olur.

Günümüzde pek çoğumuz sağlıklı bir uyku düzenine sahip olmanın öneminin farkında değiliz. Sağlıksız bir uyku düzeni, obezite riskinde kalp hastalıklarına kadar pek çok ciddi soruna neden olabileceği gibi kaliteli bir uyku düzeni de bizi bu sorunlardan koruyabilir. Belki bu tavsiyeler uykunuzun kalitesini artırma yolunda size yol gösterebilir.

 

Devamını Oku
11 Eylül 2019

Zeka Oyunları Eğitmen Eğitimi’nin İlki Sona Erdi

Elemelerin GriCeviz’le yapıldığı, Türkiye Zeka Vakfı iş birliği ile gerçekleştirilen MEB Zeka Oyunları Uygulamaları Eğitici Eğitimi’nin ilk grubu, eğitimlerini tamamladı. Kapanış törenine Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk katılım sağladı.

Eğitime katılacak öğretmenlerin, GriCeviz Bilişsel Beceri ve Zihinsel Gelişim Platformu Uygulamasından elde ettikleri çıktılara göre belirlendiği eğitime Türkiye’nin dört bir yanından 24 binin üzerinde öğretmen başvurdu.

Zekaya ve zeka oyunlarına ilgi duyan farklı branşlardan öğretmenlere, Türkiye Zeka Vakfı’nın gönüllü eğitmenleri tarafından Ankara Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü’nde her gün 8 saat olmak üzere toplamda 40 saatlik eğitim verildi.

Kapanış töreninde öğretmenlerle buluşan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme Geliştirme Daire Başkanı Doç. Dr. Adnan Boyacı ve Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı, eğitim sonunda derece alarak ilk 10’a giren öğretmenlere katılım belgeleri ve hediyelerini verdi.

Konuşmasında GriCeviz’le ilgili pilot çalışmaların devam ettiğini belirten Bakan Selçuk, öğretmenlere “Bizim bu çalışmalarımızı daha fazla artırabilmekle ilgili size daha fazla eğitim çalışması verip, sizlerin de formatör olarak bulunduğunuz illerde bu çalışmaları yaygınlaştırmanızı bekliyoruz” dedi.

Başvuran öğretmenlerin seçilmesinden sonra, eğitime katılan öğretmenlerin değerlendirme sürecinde de “GriCeviz Uygulaması” kullanıldı. Eğitime katılan tüm öğretmenlere katılım belgesi verilirken, başarılı olanlara başarı sertifikaları verildi. Aynı zamanda tüm öğretmenlere Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı’nın hazırladığı “Zeka Oyunları Eğitimi Çalışma Kitabı” ve TÜBİTAK “Beyin Sporu 1-2-3” kitapları hediye edildi.

Eğitimi alan 350 öğretmen, aynı programı uygulayarak diğer öğretmenlerin ve öğrencilerin eğitiminde görev alacak. İkinci eğitim yine aynı içerikle 2-6 Eylül 2019 tarihlerinde Ankara Hizmetiçi Eğitim Enstütüsü’nde gerçekleştirilecek.

Devamını Oku
29 Ağustos 2019

Zeka Oyunları Eğitmen Eğitimi Başladı!

Elemelerin GriCeviz’le yapıldığı, Türkiye Zeka Vakfı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenlerine 25-29 Ağustos ve 2-6 Eylül tarihlerinde verilen Zeka Oyunları Eğitmen Eğitiminin ilki başladı!

Ön eleme sürecinde GriCeviz oynayarak yarışan binlerce öğretmenden dereceye girenlerin eğitimlerine başlandı. Seçme sürecinden sonra eğitim sürecinin de önemli ayaklarından biri olan GriCeviz’de, seçilen öğretmenlere özel oluşturulan etkinlikte öğretmenlerimiz bu kez de kitap ödülleri ve başarı sertifikası için zihin egzersizleri yapıyor.

Eğitime seçilen tüm öğretmenlerimizi tebrik eder, başarılı bir eğitim süreci dileriz.

Devamını Oku
26 Ağustos 2019

Beynimizin Yüzde Kaçını Kullanıyoruz?

Hayatınızda mutlaka bir kez dahi olsa birisi size beyninizin sadece %10’unu kullandığınızı söylemiştir. Bu, fen bilgisi öğretmeniniz de olabilir arkadaşınızda. Sadece Türkiye’de değil diğer ülkelerde de çok yaygın olan bu inanışın bilimsel bir gerçekliği yok.

 

2014’de yayınlanan Lucy adlı filmde, ilaç kullanarak beyninin kalan yüzde doksanını kullanan bir kadın doğaüstü yeteneklere sahip olmuştu. Amerika’da insanların yüzde altmış beşi, fen bilgisi öğretmenlerinin yarısı insanların beyninin yüzde onunu kullandığını düşünüyor. Daha ilginci ise 1998 yılında yapılan bir çalışmaya katılılan psikoloji öğrencilerinin 3’te 1’inin bu inanca sahip olduğu ortaya çıktı. Peki bu inanç niye bu kadar yaygın?

 

1890’larda, William James, “Çoğumuz zihinsel potansiyelimizi kullanmıyoruz.” demişti. James’in niyeti, beynin kullanımına dair bir kısıtlama değil, insanları beynini daha çok kullanmaya zorlamaktı. Harvard psikoloğu olan James’I yanlış yorumlamak bir asırdan fazla süre gelen bir kavram yanılgısına yol açtı.

 

Bu kavram yanılgısını bilimdeki başka düşünceler de beslemiş olabilir. Nöronların beynimizin %10’unu oluşturuyor olduğu inancı bu yanılgıya yardımcı olmuş olabilir. Ayrıca bilim insanları uzun süre boyunca bizdeki ön lopların ve yan loplardaki geniş bir alanın amacını anlayamadı. Hasar görmeleri, motor ya da duyusal kayıplara neden olmadığından, uzmanlar hiçbir işe yaramadıkları sonucuna vardılar. Onlarca yıl bu bölgeler işlevlerinin tanımlanması zor olan sessiz bölgeler olarak adlandırıldı. O zamandan bu yana, yeni beyin görüntüleme yöntemleri ile bu bölgelerin yönetici ve bütünleştirici yetenekleri vurguladığını öğrendik. Bu bölgeler, soyut akıl yürütme, tasarlama, karar kıyaslaması ve durumlara uyum sağlama için çok önemli.

 

Beynin 9/10’unun kafatasınızın içinde öylece beklediği düşüncesi, beynin nasıl enerji kullandığı hesaplandığında mantıklı değil. Beynimiz vücudumuzun %2’sini oluştururken enerjimizin %20’sini harcar. Diğer canlılara oranla oldukça fazla enerji tüketen beynimizin sadece 1/10’unu kullanması mantıklı değil.

 

Beynimizin harcadığı enerji oranı, gelişen beyin görüntüleme yöntemleri ve bilimsel çalışmalar beynimizin sadece %10’unu kullanmadığımızı açıkça gösteriyor.

Kenneth L. Higbee & Samuel L. Clay (1998) College Students’ Beliefs in the Ten-Percent Myth, The Journal of Psychology: Interdisciplinary and Applied, 132:5, 469-476, DOI: 10.1080/00223989809599280

Devamını Oku
19 Ağustos 2019

Albert Einstein’ın Beyin Yapısı Diğer İnsanlardan Farklı mı?

Albert Einstein dünyanın en zeki insanlarından biri. Peki bu zeka, beyin yapısında bir farklılık oluşturmuş olabilir mi?

Florida State Üniversitesi’nde bir antropolog Einstein’ın beyni hakkında bir çalışma başlattı. Bu çalışma, Albert Einstein’ın beyninin çoğu insanınkinden farklı olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Bu farklılıklar, Einstein’ın zamanın doğası ve uzay hakkındaki benzersiz keşifleriyle bağdaştırıldı. Araştırma için Einstein’ın beyninin ölümünden hemen sonra çekilen ama daha önce detaylı analiz edilmeyen fotoğrafları kullanıldı. Fotoğraflar; Einstein’ın beyninde bulunan prefrontal korteksin (beyinde bulunan ve soyut düşünme için önemli olan bir bölüm), normal bir insanın prefrontal korteksinden çok daha karmaşık bir düzene sahip olduğunu gösterdi. Başka bir deyişle, Einstein’ın beyni diğer insanların beyninden çok daha farklı görünüyor.

Bu Einstein’ın beyninin ölümünden hemen sonra 1955 yılında çekilmiş bir fotoğrafı. Bu fotoğraf üzerinde yapılan çalışmalar, Einstein’ın prefrontal korteksinin diğerlerinden olan farkını daha açık bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Yapılan çalışmalar sırasında Einstein’ın beyni farklı insanlara ait 85 beyinle karşılaştırıldı ve Einstein’ın prefrontal korteksindeki kıvrımların diğer beyinlerden çok daha farklı olduğu gözlemlendi.

Einstein’ın beyni nasıl bu kadar detaylı incelendi?
Einstein, 1955 yılında hayatını kaybettikten sonra patalojist Thomas Harvey tarafından otopsi yapıldı. Otopsiden sonra Einstein’ın beyni formalin içine koyuldu ve bu şekilde muhafaza edildi. Farklı uzmanlar tarafından gözlemlenebilmesi için beynin onlarca farklı açıdan fotoğrafları da çekildi. İncelemeler sırasında Einstein’ın beyni 240 ayrı parçaya bölünerek her bir parçadan ayrı doku örnekleri alındı. Bu doku örnekleri dünyanın pek çok farklı yerine gönderildi ve uzmanlar tarafından incelendi.

Uzun çalışmalara rağmen Einstein’ın beyniyle ilgili detaylı bilgiler ilk 30 yıl boyunca ortaya çıkartılamamıştı. Daha sonraki yıllarda; beynin iki bölümünde, her bir nöron ve hücre için alışılmadık kadar çok glia (beyinde bulunan bir sinir hücresi) bulunduğu saptandı.

Einstein’ın Berlin’deki ofisinde 1920 yılından bir fotoğrafı.

Einstein, günümüzde en çok tanınan bilim adamlarından biri. Soyut konulardaki çeşitli düşünceleri, özellikle de genel ve özel görelilik teorileri, herkesin uzay ve zaman hakkındaki düşüncelerini derinden etkiledi. Einstein’ı özel yapan noktalardan bir diğeri de zamanın göreceliliği gibi başkalarının araştırmaya ve düşünmeye cesaret edemeyeceği konularda çalışmış olması.

1947 yılında, 68 yaşındaki Albert Einstein.

Einstein’ın evren hakkındaki görüşleri ve soyut düşünme yeteneği, onun modern fiziğin babası ve 20. Yüzyılın en etkileyici fizikçisi olarak kabul edilmesinin nedenidir. Einstein’ın beyni üzerinde yapılan tüm bu çalışmalar bize gösteriyor ki düşünmek, araştırmak ve çalışmak insan beyni üzerinde gerçekten fiziksel değişiklikler yaratabiliyor.

Devamını Oku
7 Ağustos 2019